Medeniyetin Geldiği Son Nokta: Sosyal Medya İkilemi

blog003

Durum sadece Twitter menşeli değil. Facebook (ve beraberinde Instagram ve Whatsapp), YouTube ve sayısızca diğerleri de aynı olayın parçası. Çoğumuz bu mecraları kullanıyoruz. Okuyoruz, beğeniyoruz, paylaşıyoruz, arkadaş ekliyoruz, çıkarıyoruz, kızıyoruz, seviniyoruz. Gayet insanca davranışlar. Sosyal ağlar bunu çok kolay hale getirmekte, anında yapılabilir hale getirmekte ve tüm dünyanın görmesini sağlamaktadır.

Bu iyi mi kötü mü? Faydalı mı zararlı mı?

Ekonomi, özel sektör bu işi çok sevdi. Kazan kazan oldu. Ucuz reklam vermek, reklamı kimin göreceğinden, ne zaman ve nasıl göreceğinden emin olmak, tıklayıp tıklamadığını takip edebilmek, daha önce hiç bir mecrada bu kadar mümkün olmamıştı. Kapitalist sistem için müthiş.

Evet, biz de bundan yararlanıyoruz. Size doğrudan bir şey satmasak da, fikirlerimizi okumanızı, düşüncelerimizi paylaşmanızı, bizi tanımanızı ve beğenmenizi, günün sonunda bizden danışmanlık hizmeti almanız için kısmen yapıyoruz. Ama biz olabildiğince etik, adil, sahih, kibarca ve samimi bir şekilde yapmaya gayret ediyoruz.

Ama son dönemde (özellikle Obama seçim kampanyalarından sonra) siyaset dünyası da dijital mecraları keşfetti ve çok sevdi. Çünkü buradan herkese erişebiliyorsunuz, doğrudan ve dolaylı olarak, çok ucuz, çok hızlı bir şekilde. Ayrıca bu mecralarda manipülasyon son derece kolay ve mümkün.

Sonra Trump siyaset tarih sahnesine çıktı ve Cambridge Analytica olayı deşifre oldu. Bunun üzerine Cambridge Analytica dükkanı kapattı. Ama verileri, ekipleri ve yöntemleri onlarca başka şirkette var olmayı sürdürüyor. Seçim kazanmanın rantı bu kadar büyük iken, kim bunu tesadüfe bırakmak ister ki?

Peki. Tüm bunlardan dolayı sosyal ağları kapatalım mı? Suç dijital teknolojilerin mi? Kesinlikle HAYIR!!!

Ama Zeynep Tüfekçi’nin vurguladığı üzere, iş modellerinde bir problem var. Para karşılığında haber yaymak ve bunu otomatik sistemlerle (botlarla) yapmak mümkün olduğu sürece, doğrunun yanlıştan ayırt edilemediği durumda, hukuki zeminin terk edildiği bu durumda, bu mecranın sağlıklı ilerlemesi, insanlığın ve medeniyetin gelişmesine katkıda bulunması giderek zorlaşmaktadır. Hatta belki de artık imkansız hale gelmiştir.

Twitter CEO’su Jack Dorsey durumun oldukça farkında. Mark Zuckerberg de farkında. Google kurucuları Sergey Brin ve Larry Page de farkındalar. Siyasetçiler de farkında, reklamcılar da farkında, dünyanın en büyük şirketlerin CEO’ları da farkında. Özetle bilinçli olan, dünyaya akıl ve mantık ile bakan herkes bu durumun farkında. Ama elden pek bir şey gelmiyor.

Zira sorun sosyal ağlar değil. Belki dopamin bağımlılığı. Belki beğenilme isteği, sürekli alışveriş ilişkisi içine olmak, sürekli rant peşinde olmak, sürekli herkesin ne yaptığını takip etme isteği, sürekli dedikodu yapma isteği, hep daha fazlasını isteme ihtirası, kısacası doyumsuzluk, sürekli bağlı olma hali, süreki teşhir hali…

Bu nasıl iyi bir şey olabilir ki? Bu kadar içerik nasıl kaliteli olabilir ki? Kedi videoları, plajdaki çıplak ayaklar, öğlen yediğiniz, hafta sonu aldığınız, yaz tatilinde gittiğiniz yer kimin umrunda ki, kime ne fayda sağlar ki? Neden bu yola girdik? Kim bizi bu hale getirdi? Ne zaman böyle olmaya başladık? Bu sorun ve bu sorular sosyal ağlardan kaynaklanan durumdan daha büyük ve daha derin ve muhtemelen daha eski…

Sosyal ağlarda sesini duyurmaya çalışan insanlara ne diyeceğiz? İyi amaçlarla, insanlara fayda amaçlı içerik ve servisler üreten insanları nasıl ayırt edeceğiz? Yapay zeka nefret söylemi ile faydalı söylemleri nasıl ayırt edecek? Faydalı şeyler söyleyen otomatik hesaplar (botlar) da mı kapatılsın?

Bu sorulara sosyal medya platformların sahipleri olan milyarderler ve multi-milyarder yatırımcıları ve müşterileri mi versin? Hangi ülkenin hangi hukuk sistemi bu küresel platformların karmaşık düzenini çözebilir, teknolojilerini anlayabilir, hangi kanunlarla hangi iş modellerine müdahale edebilir ki?

Bu durumda bunun için yeni ana yasa, medeni kanun, ceza kanunu, iletişim kanunları mı lazım? Yoksa sadece etik bir düzen, aklıselim ve insanların buna uymaları yeterli olmaz mı?

Dünyanın insanları biraz daha sabırlı, biraz daha kanaatkar, biraz daha erdemli olsalar, pek çok durum kendiliğinden çözülmez mi? Bunu iş arkadaşlarımıza, evlatlarımıza, büyüklerimize, arkadaşlarımıza ve vatandaşlarımıza aşılamak, bu şekilde eğitmek zor olmasa gerek. Neden yapmıyoruz? Hep daha fazlası, hep daha iyisi, hep daha büyüğü, hep daha güzeli, hep daha yenisi mi olmak zorunda?

Sonucunda ortaya bu çıktı. Devam etmek, düzeltmek, görmek veya görmemezlikten gelmek, hepsi bizim tercihimiz. Denklemin hangi tarafında olmak istiyorsunuz? Tarih yazıldığında sizi nasıl anmasını istersiniz? Bence bunları düşünmeliyiz…

Not: İlgili konuşmaları altta bulabilirsiniz…

Twitter CEO’su Jack Dorsey’in TED 2019 konferansında verdiği röportajı buradan izleyebilirsiniz:

Araştırmacı gazeteci Carole Cadwalladr TED 2019 konferansında yaptığı konuşması buradan izleyebilirsiniz:

Daha önce paylaşmıştık, yine yeniden. Araştırmacı ve yazar Zeynep Tüfekçi’nin bu konudaki eleştirilerini içeren 2017 tarihli konuşmasını buradan izleyebilirsiniz: